MENÜ
  1. Türkçe
  2. English
1071 Usta Plaza B Blok 2. Kat No:25/15 Çankaya Ankara
+90501 321 9091
MENÜ
  1. Türkçe
  2. English
1071 Usta Plaza B Blok 2. Kat No:25/15 Çankaya Ankara
+90501 321 9091

Protez Diş

Protez Diş

Protez Nedir?

Diş hekimliğinde, diş ve çevresindeki dokuların kayıpları sonucu ortaya çıkan estetik, fonksiyonel ya da konuşma ile ilgili problemleri ortadan kaldırmak amacıyla, biyouyumlu yapay malzemeler kullanılarak üretilen tüm gereçlere protez adı verilmektedir.

Organizmada herhangi bir nedenle oluşan organ ya da doku kayıpları, birkaç farklı yöntemle giderilebilir. Bu yöntemlerden biri, hastanın başka bir yerinden alınan dokuların etkilenen bölgeye taşınmasıdır. Bu işleme rekonstrüksiyon adı verilmektedir.

Bir başka yöntem, bir başka bireyden alınan doku ya da organların hastaya transferi ile gerçekleştirilen tedavilerdir. Bu tedavi yöntemine, transplantasyon adı verilir.

Özellikle diş hekimliğinde çok sık kullanılan bir diğer yöntem, diş kayıpları sonucu ortaya çıkan sorunların, biyouyumu yüksek yapay gereçlerle giderilmesidir. Bu yönteme ise rehabilitasyon adı verilir.

Protez Çeşitleri Nelerdir?

Diş hekimliğinde, hareketli protezler, sabit protezler ve çene yüz protezleri adı verilen 3 temel protez tipi, aslında çok sayıda alt başlığa ayrılmaktadır;

  • Hareketli Protezler,
  • Tam Protezler (Total Protezler),
  • Hareketli Bölümlü Protezler (Parsiyel Protezler ya da İskelet Protezler),
  • Sabit Protezler,
  • Lamina Porselen,
  • Zirkonyum (zirkonya) Kaplamalar ve Köprüler,
  • Monolitik Zirkonyum (Monolitik Zirkonya),
  • Hollywood Smile,
  • CAD-CAM.

Hareketli Protezler

Diş hekimliğinde kullanılan hareketli protezleri genel olarak, tam protezler ve haraketli bölümlü protezler olarak 2 sınıfa ayırabiliriz.

Tam Protezler (Total Protezler)

Tam protezler, ağzındaki tüm dişleri kaybetmiş hastalar için uygulanan hareketli protez türüdür. Bu protezler, dişeti rengine benzer bir kaide üzerine dizilen yapay dişlerden oluşur.

Protez Diş Ankara

Tam protezlerde kullanılan yapay dişler, akrilik ya da porselenden üretilebilmektedir. Akrilik ya da porselenden üretilen yapay dişlerin birbirine göre bazı avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır.

Akrilik, diş hekimliğinde sık kullanılan bir polimerdir. Akrilik yapay dişler, üzerlerine gelen çiğneme kuvvetlerini bir miktar abzorbe ettiklerinden, hastanın dokularına daha az kuvvet iletilmesini sağlar. Bu nedenle, akrilik yapay dişlerle üretilen tam protezlerde, hastada daha az kemik erimesi beklenir.

Oysa porselen yapay dişlerde çiğneme kuvvetleri abzorbe edilemez ve doğrudan hastanın çene kemiğine iletilir. Bu nedenle, porselen yapay dişlerle üretilen tam protezlerde, çene kemiğinde daha fazla erime beklenir.

Ancak, tam protezlerde kullanılan porselen yapay dişler, akrilik yapay dişlere oranla çok daha estetiktir. Ayrıca porselen yapay dişler, zamanla renklenmezler oysa akrilik, polimer bir materyal olduğu için yapısına renk pigmentlerini alır ve renklenir.

Tam protezlerde kullanılan akrilik ve porselen yapay dişler kıyaslandığında, daha pek çok avantaj ve dezavantaj söylenebilir. Bu nedenle, tam protez yapılacak hastalarda hangi yapay dişin kullanılacağına, hastanın mevcut ağız içi durumu ve hastanın istekleri göz önüne alınarak, hekim, hasta ve varsa hasta yakınlarının ortak kararıyla belirlenmelidir.

Tam protezler, hastanın ağız içinde hiçbir dişi olmadığı için, sadece mukozadan destek alırlar ve buraya tutunarak ağız içinde kalırlar. Bu nedenle, özellikle yeterince dikkatli yapılmamış protezlerde hemen her zaman bir tutunma problemi ortaya çıkabilir.

Çok dikkatli yapılsalar bile bazı durumlarda, hastanın ağız içindeki dokuların hacmi o kadar azalmıştır ki, protezlerin özellikle yemek yerken yerinde durması güçleşebilir. Bu tür durumlarda, protezlerin ağız içinde tutunmasına yardımcı olmak amacıyla, alt ve üst çeneye yerleştirilecek birkaç dental implant, protezin kullanımını inanılmaz ölçüde kolaylaştırabilir. Bu tip protezlere implant destekli overdenture protezler ismi verilir.

İmplant destekli tam protezler (implant destekli overdenture protezler) hastanın çiğneme etkinliğini 3 kat daha fazla arttırabilir. Hastanın konuşması, doğal dişlerin varlığında oluşan fonasyonu bire bir taklit edebilir. İmplant destekli overdenture protezler ile, en karmaşık estetik durumlar bile diğer tüm protez türlerinden daha kolay bir şekilde iyileştirilebilir. Çünkü tam protez hastalarında, hem diş kaybı hem de çene kemiği erimesi nedeniyle genellikle, yüzdeki çizgiler belirginleşir.

Aslında, yüzümüze olağan üstü bir estetik görünüm sağlayan bazı çizgiler, dudak ve yanaklar diş ve doku desteğini kaybettiği için derinleşir ve oluk (sulcus) adı verilen, estetiği bozan oluşumlar haline gelir. İmplant destekli tam protezler (implant destekli overdenture) ile, en komplike estetik durumlar bile, geleneksel tam protezlerde olduğundan daha iyi bir şekilde düzeltilebilir. Bu nedenle, implant destekli tam protezler (implant destekli overdenture) hastanın özgüvenini, geleneksel tam protezlerle kıyaslandığında çok fazla arttırır.

Hasta, ağzındaki implant desteklere tutunan ve neredeyse bir sabit protez gibi hemen hemen hiç oynamayan bu protezler ile, sosyal hayatını canlı bir şekilde yaşayabilir ve psikolojik olarak çok daha iyi bir seviyeye gelebilir.

Hareketli Bölümlü Protezler (Parsiyel Protezler ya da İskelet Protezler)

Hareketli protezler, ağız içindeki tüm dişlerini değil bazı dişlerini kaybetmiş, bu nedenle kısmi diş eksikliği olan hastalara uygulanan protezlerdir. Bu protezler, ağız içinde var olan dişlere genellikle kroşe (kancaya benzer metal protez unsuru) adı verilen unsurlarla tutunur. Bazı durumlar hariç, genellikle tam protezlerden daha kullanışlı protez türleridir. Ancak, bu protezlerde, tutucu kroşe parçaları, diş estetiğini olumsuz bir şekilde etkileyebilir.

Diş estetiğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin nedeni, kroşelerin metalik renkleridir. Özellikle ön dişlere uygulanan kroşeler, diş estetiğini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, bu tip protezler, iyi planlanıp üretilmediğinde, tutundukları ya da destek aldıkları dişlere büyük zararlar verebilir. Bunlardan en önemlisi, destek dişlere tutunan kroşelerin bu dişlere uyguladığı kuvvet sonucu, bu dişleri devrilmesi, dişlerin sallanmaya başlaması ve en sonunda çekilmesidir.

Bazı dezavantajlarına rağmen, kimi durumlardan diş ya da implant destekli köprü protezlerinin yapılamadığı durumlarda, hareketli bölümlü protezlerden başka bir seçenek kalmaz.

Hareketli protezlerin ömrü ne kadardır?

Hareketli protezlerin ömrü konusunda tam bir son kullanım tarihi vermek zordur. Çünkü protezlerin kullanım süresi, kişiden kişiye değişen, çok sayıda faktörle yakından ilişkilidir.

Bunlardan biri, hastanın protezlerin ve ağız içinin temizliğine gösterdiği önemdir. Bir diğeri, hastanın ağız içi durumuyla yakından ilgilidir. Hastanın ağız içinde kemik çıkıntılarının olmaması, kemiğin üzerine kaplayan ve protezin yerleştiği mukozanın yeterli kalınlıkta olması ve hastanın çiğneme kaslarının ürettiği çiğneme kuvvetinin az ya da fazla olması, bir hareketli protezin kullanım süresini en çok etkileyen faktörlerdendir.

Hatta hastanın bazı sistemik hastalıkları bile protezlerin kullanım süresini etkiler. Örneğin kemik erimesi olan bireylerde, protez yapıldıktan sonra kemik erimesi hızla devam ediyorsa, protezin dokuya yerleşen kısmı ile dokular arasında aralık oluşur ve bu protezin kullanılması büyük ölçüde güçleştirir. Bu ve bunun gibi faktörler, protezin kullanım süresini büyük oranda etkiler.

Çene kemiğinde erime, belli bir yaştan sonra, tıpkı saçların dökülmesi gibi devam eden bir süreçtir. Kişinin bir sistemik hastalığı olmasa bile, çene kemikleri belli bir yaştan sonra mutlaka belli oranlarda hacmini ve mineral yoğunluğunu kaybedecektir.

Eğer, var olan protezler çok uzun süre kullanılırsa, aslında normalde oluşan kemik erimesi süreci daha da hızlanabilir ve patolojik hale gelebilir. Bu nedenle, hareketli protez kullanıcılarının, düzenlik aralıklarla periyodik kontrollerini yaptırmaları ve protezlerin değiştirilme zamanı hakkında hekimle birlikte bir karara varmaları en doğru seçenektir.

Hareketli proteze alışma süreci ne kadardır?

Daha önce bir hareketli protez kullanan ve eskimiş protezleri yerine yenisi yapılan hastalarda, eğer protezler iyi bir şekilde planlanıp üretildiyse, alışma süresi genellikle kısadır. Bu kısa alışma süresinin nedeni, eski ve yeni protez arasında kaçınılmaz bir şekilde oluşan ufak tefek yapım farklılıklarıdır.

Daha önce hiç hareketli protez kullanmamış hastalara bir hareketli protez yapıldığında, bu yeni proteze alışma daha uzun bir zaman gerektirebilir. Bunun nedenlerinden biri, hareketli protezlerin, sabit protezlerle karşılaştırıldığında daha hacimli olmasıdır.

Bu hacimli protezler ağız içine ilk kez yerleştirildiğinde, mukozanın, dilin, çiğneme kaslarının ve çene ekleminin, protezi kullanma konusunda harmonize işleyişi son derece önemlidir. Kimi bireylerde bu çok kısa bir zaman içinde gerçekleşebilirken kimi bireylerde, tüm sistemin harmonik yani uyumlu bir şekilde çalışması, daha uzun zaman gerektirir.

Ancak her ne olursa olsun, yeni yapılmış bir hareketli protez hasta ağzına uygulandıktan sonra, genellikle 3 haftalık dönem, çiğneme, yutkunma ve konuşmanın konforlu bir şekilde yapılabilmesi için yeterlidir. Üzerinden aylarca süre geçmesine rağmen, hareketli proteze alışmakta büyük zorluk yaşanmasının iki temel nedeni olabilir.

Bunlardan biri, protezlerin yapımı sırasında gözden kaçan hatalardır. Bir diğeri ise, hareketli protezler ne kadar iyi yapılırsa yapılsın, bazı ağız içi durumların, protez kullanımını güçleştirmesidir.

Sabit Protezler

Diş hekimliğinde çok sayıda sabit protez türü bulunmaktadır. Ancak türü ne olursa olsun, bir sabit protez, hasta tarafından ağızdan uzaklaştırılamayan, ancak hekim tarafından ağızdan uzaklaştırılabilen kaplama (kuron) ve köprü protezlerine verilen isimdir.

  • Sabit protezler, doğal dişlerin üzerine yapılabildiği gibi implant dayanakların üzerine de yapılabilir.
  • Sabit protezler, tek bir doğal dişi ya da tek bir implantı kaplayabildiği gibi, birden fazla dişi veya implantı birbirine bağlayarak köprü şeklinde üretilebilir.
  • Sabit protezler, metal altyapı üzerine porselen işlenerek üretilebildiği gibi, üretimde hiç metal destek kullanmadan, tamamen porselenden de üretilebilir.

Üretimde, metal altyapı kullanılıp kullanılmayacağına, hastanın estetik ve diğer ihtiyaçları göz önüne alınarak karar verilir. Bir kaplama ya da köprünün metal altyapıya sahip olarak üretilmesinin temel nedeni, bu şekilde daha dayanıklı kaplama ya da köprülerin elde edilebilmesidir. Bir kaplama ya da köprünün tamamen porselenden üretilmesinin temel nedeniyse, tamamen porselen kaplama ve köprülerin daha estetik bir görünüme sahip olmasıdır.

Metal altyapı kullanılarak üretilen porselen kuron ve köprülerle karşılaştırıldığında, tamamen porselenden üretilen kaplama ve köprülerin daha estetik olmasının nedeni, metalin ışığı geçirmemesi, oysa dental porselenin, tıpkı mine ve dentin dokusu gibi (özellikle mine) ışığı belli oranlarda geçirmesidir.

Işığın geçmediği metal gibi yapılar üzerine işlenen dental porselenden üretilen kaplama ve köprülerde, dikkatli bir laboratuar çalışması yapılmazsa, metal altyapı, porselenin altından kolayca gölge yapabilir. Oysa, tamamen porselenden yapılan kaplama ve köprülerde, ışık, dentin ve özellikle mine tabakasındakine benzer bir ışık geçirgenliği sergiler. Bu nedenle, yapılan kaplama ya da köprünün görüntüsü, canlı bir doğal dişle tamamen aynıdır.

Tamamen porselen restorasyonların üretilmesinde, günümüzde en fazla kullanılan iki materyal e.max ve zirkonyumdur. E.max, lityum disilikat denilen materyalden üretilirken, zirkonyum, özel işlemlerle üretilir ve diş hekimliğinde kullanılan zirkonya materyal haline getirilir.

Kaplama (kuron) ve köprü protezleri, doğal dişleri ya da implant dayanakları tamamen kaplayan protez türleridir. Oysa, çeşitli nedenlerle, örneğin doğal dişlerin bir kısmını kaplayan restorasyonlar da kullanılmaktadır. Bunların başında, lamina (yaprak) porselen adı verilen uygulamalar gelmektedir.

Sabit protez dişlerimle her istediğimi yiyebilir miyim?

Sabit protezler, diş eksikliklerini, estetiğini ya da diş dokusundaki madde kayıplarını giderek tüm restorasyon türleri arasında, doğal dişlere en çok benzeyenidir.

Hem görünüm hem de fonksiyon olarak doğal dişlere çok benzerler. Sabit kuron ve köprüler, doğal dişler üzerine çeşitli yapıştırıcı simanlarla tutturulur ve iyi yapılmış bir sabit kuronu, doğal dişten, ancak bir diş hekimi uzaklaştırabilir.

İyi yapılmış kuron ve köprüler kimi durumlarda, diş hekimleri tarafından bile büyük bir güçlükle çıkartılır. Bu nedenle sabit protez dişlerle, tıpkı doğal dişlerle olduğu gibi, son derece etkin bir çiğneme yapabilmek mümkündür.

Dolayısıyla sabit protez dişlerle, doğal dişlerimizle tüketebildiğim tüm besinleri yiyebiliriz. Ancak, kuşkusuz ceviz ve fındık gibi kabuklu yemişlerin kabuk kısımlarının doğal dişlerle ya da bir sabit kuron ya da köprüyle kırılması uygun değildir.

Lamina Porselen

Lamina (yaprak) porselenlerin tarihçesi, diş hekimliğinde belki de en ilginç hikayelerinden birini barındırmaktadır. Sinemanın çok popüler bir eğlence aracı ya da büyük bir endüstri haline gelmeye başladığı 1900’lu yılların hemen başında, henüz sesli filmler üretilememekteydi.

Sesli filmler üretilemediğinden ve filmlere alt yazı eklenmesi henüz mümkün olmadığından, izleyiciler, bu erken ama hızlı gelişen dönem boyunca, aktör ve aktristlerin yüz mimiklerin çok dikkatli bir şekilde takip ederdi. Ancak, yüz mimikleri yanında, oyuncuların neler konuştuğu konusunda bir tahminde bulunabilmek için, dudaklar da çok yakından izlenirdi. Yani, 1900’lu yılların başlarında, sinema yıldızlarının saç şekilleri ya da makyajlarından daha önemli bir fenomen ortaya çıkmıştı; dudak bölgeleri sıkı takip altına alınan oyuncuların diş sağlığı...

Oysa, sinema endüstrisinin kalbi olan A.B.D gibi gelişmiş ülkelerde bile, endüstriyel ve şekerli gudaların çok yüksek oranda tüketilmesi nedeniyle 20. yüzyılın hemen başında, sadece ortalama bir bireyin değil, büyük yıldızların bile diş sağlıkları oldukça kötüydü.

Ne var ki, sinemada izleyiciler, oyuncuların en fazla dudak bölgesine konsantre olmuşlardı ve aktör ya da aktristlerin çok büyük bir kısmında mevcut olan kötü diş sağlığının saklanması gerekiyordu. 1920’li yıllarda Kaliforniya’nın en ünlü diş hekimi Dr. Charles Pincus’tu ve Pincus, çok sayıda sinema yıldızının özel doktoruydu. Yapımcı ve stüdyo sahiplerinin de diş hekimliğini yapan Dr. Pincus’a, en azından çekimler boyunca, sinema oyuncularının kullanabileceği ve çekimlerin hemen ardından çıkartılabilecek, çok daha iyi bir dental estetiği sağlayabilecek sihirli bir tedavi için inanılmaz bir baskı yapıldı.

Çok yetenekli olduğu bilinen Dr. Pincus, bir polimer materyal olan akrilik malzeme kullanarak, çekimler sırasında oyuncuların ön dişlerinin dış yüzlerini tamamen kaplayacak ve bir miktar dişe tutunabilecek ince kaplamalar yaptı. Böylece Dr. Pincus, hem ilk lamina porselenleri üretti hem de Hollywood Smile adı verilen yeni bir dental estetik anlayışının mimarı oldu.

Lamina porselen ya da lamina veneer olarak isimlendirilen restorasyonlar, doğal dişlerin sadece dudağa ya da yanağa bakan dış yüzlerini kaplayan restorasyonlara verilen isimdir. Lamina veneerler, çok ince şekillendirilen ve tamamen porselenden üretilen restorasyonlardır.

Lamina veneerler ya da lamina porselenler, beyazlatma işlemleriyle yeterince beyazlatılamayan dişlerin dış yüzlerine uygulanarak, çok daha açık renkli, canlı ve doğal görünüme sahip dişlerin elde edilmesinde kullanılırlar.

Lamina veneer ya da lamina porselenler, ortodontik tedavinin tercih edilmediği, özellikle ön bölgede oluşan diş çapraşıklıklarının ya da düzensizliklerinin giderilmesinde de sık sık kullanılırlar.

Lamina veneer ya da lamina porselenler sık kullanıldığı durumlardan diğer, özellikle ön bölgede, gülme hattında, hemen gözlenebilen dişler arasında oluşmuş açıklıkların kapatılmasıdır. Aslında, sağlıklı bir ağızda, hem ön hem de arka grup dişler, birbirine sıkıca temas etmelidir. Dişler arasındaki boşluklar, dişeti çekilmesi ve çene kemiği erimesiyle birlikte, oldukça kötü bir estetiğe neden olabilirler. Diastema adı verilen bu boşlukların kapatılmasında en sık kullanılan restorasyon tipi lamina veneer veya lamina porselen adı verilen bu uygulamalardır.

Lamina veneer ya da lamina porselenlerin kullanıldığı bir başka durum, dişlerin büyüklüklerinin dudaklar ve yüzle orantılı olmadığı, dişlerin genellikle çok küçük şekillendiği, bu nedenle birey gülümsese bile üst ön dişlerin çok az bir kısmının göründüğü durumlardır. Bu tip durumlarda, ön grup dişler ve yan grup dişlerin boyutları hem dudaklarla hem de yüz ile uyumlu hale getirilmelidir. Bu işlemde en sık kullanılan restorasyon türü ise, lamina veneer ya da lamina restorasyon adı verilen uygulamalardır.

Lamina veneer ya da lamina porselen adı verilen uygulamalar için, diğer sabit restorasyonlarda olduğundan çok daha az bir küçültme yapılır. O da dişin, dudağa ya da yanağa bakan dış yüzlerinde, yani dişin tek bir yüzünde gerçekleştirilir.

Oysa, diğer sabit protezlerin bazılarında, diş bir bütün halinde tüm yüzlerinden küçültülür. Ayrıca lamina veneer ya da lamina restorasyonlarda, 0.3-0.5 mm’lik bir küçültme genellikle yeterlidir. Bu küçültme, dişler için hiçbir yan etki oluşturmaz. Bu küçültme işleminde, genellikle anestezi de yapılmaz. İşlem bittiğinde, doğaldişlerdeki kötü renk görünümü, diş çapraşıklıkları, dişler arasındaki boşluklar kolayca kapatılabilir. Genellikle tüm işlemler 24 saat gibi kısa bir süre içinde tamamlanır ve hasta yepyeni bir gülüşe kavuşur.

Zirkonyum (Zirkonya) Kaplamalar ve Köprüler

Zirkonyum, doğada en çok bulunan 20. elementtir. Zirkonyum elementi, ilk kez 1789 yılında Martin Heinrich Klaproth tarafından keşfedilmiştir. Yani daha önce, zirkonyumun varlığı bilinmemekteydi. Klaproth tarafından keşfedilse de, zirkonyum elementinin saf halde izole edilebilmesi, 1824 yılında Jons Jakob Berzelius’un gerçekleştirdiği çabalarla mümkün olmuştur.

Zirkonyum elementinin simgesi Zr’dir.

Zirkonyum, uzay ve havacılık endüstrisinde, tıbbi ve diş hekimliği uygulamalarında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Zirkonyum, diş hekimliğinde ZrO2 haline getirilerek yani saf elementer halden (Zr) bir seramik bileşik haline getirilerek kullanılır. Diş hekimliği ve tıbbi uygulamalarda kullanılan zirkonyum, oksijen ile bağlandığında, bir seramik haline dönüşür. Çünkü, bir metal elementinin, oksijen gibi bir ametallerle birleşerek oluşturduğu yeni bileşiklerin genel adı, seramiktir.

Element haldeki zirkonyum (Zr),oksijenle birleştirilip ZrO2 yapısına dönüştürüldüğünde, işte bu yeni yapıya zirkonya adı verilir. Yani diş hekimliğinde kullanılan, aslında zirkonya adı verilen seramiktir. Oysa, diş hekimliğinin belki de son 20 yılında en popüler materyal haline gelen zirkonyaya, bazen yanlış bir şekilde zirkon ismi de verilmektedir. Zirkon, zirkonyum elementinin bir silikat (camsı yapı) içinde dağılmasıyla oluşan (ZrSiO4) yapıdır. Aslında diş hekimliğinde kullanımı olmayan zirkon, yarı değerli bir taştır ve mücevher endüstrisinde kullanılır. Ne yazık ki zaman zaman, zirkonya materyali için, hatalı bir şekilde zirkon tanımlaması da kullanılmaktadır.

Zirkonyumun diş hekimliğinde ya da tıbbi uygulamalarda çok kullanılmasının en önemli nedenlerinden biri, oksijenle bağlandıktan sonra oluşan zirkonyanın, son derece dayanıklı bir materyal olmasıdır. Zirkonya o kadar dayanıklı bir materyaldir ki, Garvie isimli araştırıcı tarafından ‘seramik çelik’ olarak isimlendirilmiştir. Çünkü bu materyalin dayanımı, çoğu durumda, üstün kalitedeki çelikten bile fazladır. Ancak, oksijen ile bağlanan zirkonyumun diş hekimliğinde kullanımının tek nedeni bu değildir.

Zirkonyumu olağanüstü bir dental materyal haline getiren, zirkonyumun oksijenle bağı sonucu oluşan zirkonya materyalinin hem son derece dayanıklı olması, hem de belli oranlarda ışığı geçirebilme yeteneğidir. Daha önce de belirtildiği gibi dentin ve özellikle mine gibi diş tabakaları ışığı belli oranlarda geçirerek taklit edilmesi güç bir görüntü ortaya çıkarır. Zirkonyum da (zirkonya) diğer metallerden farklı olarak ışığı belli oranlarda geçirmektedir.

Özellikle son jenerasyon zirkonya materyallerinde ışık geçirgenliği, ilk jenerasyonla karşılaştırıldığında çok büyük oranda artmıştır. Zirkonyumu (zirkonya) çok uygun bir dental materyal haline getiren, çok dayanıklı olması ve ışığı belli oranlarda geçirme yeteneğidir, ancak bir başka özellik de en az bu ikisi kadar önemlidir. Çünkü, zirkonyum (zirkonya),diş yapıları gibi beyaz bir görünüme sahiptir. Bu özellik, diğer hiçbir metalde olmayan bir özelliktir.

Günümüzde zirkonyum (zirkonya) kullanılarak, hem doğal dişler hem de implant destekler üzerine kaplama ya da köprü şeklinde sabit restorasyonlar yapmak mümkündür. Hem de diş renginde ve diş dokuları gibi ışık geçiren özellikte!

Monolitik Zirkonyum (Monolitik Zirkonya)

Kaplama ve köprü protezlerinde zirkonyum (zirkonya) kullanımı, 2001 yılında başlamıştır. Yaklaşık bu dönemde geliştirilen ilk dental zirkonyum (dental zirkonya) materyallerine 1. jenerasyon zirkonya adı verilir. 1. jenerasyon zirkonya, ışık geçirgenliği son derece kısıtlı hatta hemen hemen opak (ışık geçirmeyen) bir görünüme sahipti. Ancak hem dayanıklı olması hem de beyaz bir renge sahip olması nedeniyle, 1. jenerasyon zirkonyalar çok sık kullanılmaya başlandı.

Dental zirkonyumun (zirkonya) ışık geçirme yeteneğini arttırmak için yapılan çalışmalar, 2013-2014 yılları arasında meyvesini verdi. Bu yıllarda, yapı içinde bazı ufak değişiklikler yapılarak, ışığı daha yüksek oranda geçiren dental zirkonyum (zirkonya) materyali üretildir. 1. ve 2. jenerasyon dental zirkonyum (zirkonya) materyali, tıpkı metal destekli porselen kaplama ve köprülerde olduğu gibi, metalin yerine bulunan güçlü ve beyaz renkte bir altyapı materyali olarak kullanılmaktadır. Yani, dental zirkonyumdan (zirkonya) bir altyapı üretilmekte ve bu altyapı üzerine geleneksel dental porselene benzer bir porselen işlenmekteydi.

Dental zirkonyum (zirkonya) altyapı hem beyaz bir görünüm, hem yüksek dayanım hem de çok olmasa da belli oranlarda ışık geçirme özelliği sunmasına rağmen üzerine geleneksel dental porselen işlenmesinin nedeni, ışık geçirgenliğini çok daha fazla arttırmak ve doğal dişin canlı görünümünü yakalamaktı.

2018 yılına değin yapılan çalışmalarda daha büyük bir aşama kat edildi ve 3. jenerasyon dental zirkonyum (zirkonya) materyali keşfedildi. Bu yeni zirkonya materyali, 1. ve 2. jenerasyonla aynı renk ve dayanıklılık özelliklerine sahip olmasına rağmen çok önemli bir farklılığı vardı.

Çok daha fazla ışık geçirme özelliği! Bu yeni materyal, çok fazla ışık geçirgenliğine sahip olduğu için 1. ve 2. jenerasyonlar için gereken, altyapı üzerine dental porselen işlenme zorunluluğu ortadan kalktı. Böylece, üzerinde başka bir tabaka olmayan, tek parça yani monolitik zirkonya adı verilen olağanüstü materyal diş hekimlerinin kullanımına sunuldu.

Hollywood Smile

Hollywood smile terimi, büyük usta Dr. Charles Pincus’a atfedilen, günümüzde çok popüler bir dental estetik kavramıdır. 1920’li yıllarda, sinema endüstrisinin kalbi Kaliforniya’da diş hekimliği yapan Dr. Pincus’un sıra dışı bir hasta listesi vardı. Dr. Pincus, James Dean ve Joan Crawford gibi en ünlü yetişkin oyuncuların yanında, Shirley Temple gibi çocuk yıldızların da doktoruydu.

Henüz bir çocuk olmasına rağmen Hollywood’un en büyük yıldızlarından biri haline gelen ve çok sayıda film çeken Shirley Temple, yaklaşık 6-9 yaşları arasında, süt dişlerini kaybetmeye başladı. Özellikle ön süt dişleri düşen yıldızın, daimi dişleri çıkıncaya kadar bu şekilde film çekmesi imkansız hale geldi.

Dr. Pincus, Shirley Temple’a, süt dişlerinin düşmesi nedeniyle kaybettiği dental ve yüz estetiğini, film çekimleri sırasında iade edecek, onların yepyeni, sağlıklı, canlı, çok simetrik ve bembeyaz görünmesini sağlayacak akrilik dişler üretti. İşte Dr. Pincus’un ürettiği, sağlıklı, bembeyaz, canlı ve çok simetrik dişleri olan bir Hollywood yıldızının dişlerine benzer dentisyon, o dönemden beri Hollywood Smile olarak isimlendirilir.

Hollywood smile, günümüzde çok sayıda bireyin kavuşmak istediği bir dental estetik kültü haline gelmiştir. Bunda en etkili nedenlerden biri, 20. Yüzyılın başından itibaren, yüz estetiğin giderek artan bir öneme sahip olmasıdır.

Yakın dönemde yayımlanan bilimsel çalışmaların sonuçları, içten bir gülümsemeye sahip olan bireylerin, diğer bireylere oranla daha fazla kabul gördüğünü göstermektedir. Aynı şekilde, çekici bir görünüme sahip bireylerin, benzer eğitime sahip ama daha az çekici bireylerden çok daha kolay iş bulduklarını, daha yüksek maaşlar aldıklarını, daha erken terfi ettiklerini ve yöneticileri tarafından daha çok taltif edildiklerini göstermektedir. Ayrıca, çekici bir görünümle birlikte iyi bir dental estetik, bireylerin daha içten gülebilmeleri sağlamakta, bu tür bireylerin özgüvenleri daha yüksek olmaktadır.

Güçlü bir dental estetiğe, bembeyaz ve sağlık dişlere, simetrik diş dizilerinme sahip bireyler, diğer bireylerde daha güçlü ve büyük bir güven hissi oluşturmaktadır.

Tedavi öncesi çapraşık, koyu renkli, simetrik olmayan görünümü olan dişlere sahip bireylerde, Hollywood smile uygulamaları, bireyin sosyal yaşamında olumlu değişimlere neden olabilmektedir.

Hollywood smile uygulamalarında, en çok kullanılan materyaller, dental zirkonyum (zirkonya) ve lityum disilikat (e.max) gibi seramik materyallerdir.

CAD-CAM Nedir?

CAD-CAM, diş hekimliğinde yaklaşık 120 yıldır uygulanan geleneksel üretim yöntemine alternatif olması, geleneksel üretim yönteminde ortaya çıkan aksaklık ve sorunları çözmesi amacıyla, 1980’li yılların başlarında geliştirilen ve hala her geçen gün hızla yenilen bir üretim yöntemidir.

Geleneksel üretim yönteminin en önemli sorunları ise, görece çok daha uzun zaman gerektirmesi, üretim aşamalarının çok fazla olması, elde edilen restorasyonun üretim işlemlerini yapan diş teknisyen ya da diş teknikerlerinin yetenek ve bilgilerinden çok etkilenmesi, bu nedenle restorasyonların daha fazla hata payı içerebilmesidir.

CAD-CAM kelimesi, Computer Aided Design – Computer Aided Manufacturing kelimelerinin kısaltmasıyla oluşturulmuştur. Yani; Bilgisayar Destekli Tasarım – Bilgisayar Destekli üretim anlamını taşır.

Geleneksel üretim yönteminde kaplama ya da köprünün tasarımı tamamen el aletleriyle gerçekleştirilirken, CAD-CAM tekniğinde tasarım, CAD kısmında, bir bilgisayar ve bilgisayara bunun için kurulmuş bir dental CAD yazılımında sanal olarak gerçekleştirilir.

Geleneksel üretim tekniğinde teknisyen alçı modeller üzerinde tasarım yaparken CAD-CAM tekniğinde teknisyen, hastanın ağız içi görüntüsü CAD yazılımına aktarıldıktan sonra, bu yazılımın araçları kullanılarak sanal olarak üretilir.

CAD-CAM tekniğinde hastanın ağız içi durumu, intraoral tarayıcılar kullanılarak direkt hasta ağzından ya da laboratuarda ekstraoral tarayıcılar kullanarak sanal model haline getirilir.

Sanal modeli oluşturulan ağız içi, CAD yazılımına aktarılır. CAD yazılımında, yazılımın kütüphanesi ve diğer araçları kullanılarak, sanal model üzerindeki dişlerde sanal kaplama ya da sanal köprüler oluşturulur. Bu işlem bittikten sonra, sanal kaplama ya da sanal köprülere ait dijital data, CAM ünitesine aktarılır.

CAM ünitesi genellikle bir kazıyıcıdır. CAM ünitesinin kazıyıcı uçlarını kazıma işleminde kullanılacak çok keskin frezler takılır. Aynı zamanda, kazıma işleminin yapılacağı ve kaplama ya da köprü protezinin üretilecek CAD-CAM bloğu da gereklidir. CAD-CAM bloğuda kazıyıcı uçların hemen altına takıldıktan sonra, CAM ünitesi, sanal kaplama ya da sanal köprünün dijital datasının komutlarıyla, kazıyıcı uçlarını, kazınacak blok üzerinde gezdirir ve restorasyon bu şekilde üretilir.

IPS e.max CAD

IPS e.max CAD, günümüzde gülüş tasarımında en sık kullanılan restoratif dental materyallerden biridir. IPS e.max CAD, lityum disilikat (LS2) içeriğe sahip bir cam seramiktir. IPS e.max CAD materyali, oldukça iyi ışık geçirme özelliğine sahiptir ve bir doğal dişin tüm görünüm özelliklerin başarıyla yansıtabilir. IPS e.max CAD materyali, ön ve arka grup dişlerin kaplanmasında (kuron) işlemlerinde başarıyla kullanılabilir.

IPS e.max CAD, adından anlaşılabileceği gibi bir CAD-CAM üretim tekniği malzemesi yani CAD-CAM bloğudur. IPS e.max CAD, faklı renklere sahip CAD-CAM blokları olarak satılır. Hastanın karar verilen diş rengine uygun IPS e.max CAD bloğu seçilir ve restorasyon bununla yapılır.

IPS e.max CAD CAD-CAM blokları kullanılarak, çok kısa bir süre içinde (24 saat) lamina restorasyonlar, kaplamalar ya da ön bölge köprü protezleri yapılabilmektedir.

IPS e.max Press

IPS e.max Press, gülüş tasarımı uygulamalarında sıklıkla kullanılan bir başka dental materyaldir. IPS e.max Press, IPS e.max CAD blokları gibi lityum disilikat (LS2) içeriğe sahip bir cam seramiktir. Ancak IPS e.max CAD blokları CAD-CAM üretim tekniğinde kullanılırken, IPS e.max Press ingotları, ısı altında preslenerek üretilir.

IPS e.max CAD blokları kullanılarak CAD-CAM üretim tekniğiyle üretilen restorasyonlarla kıyaslandığında, IPS e.max Press ingotlarıyla ısı altında basınçla üretilen restorasyonların dişe daha büyük uyumla oturduğunu söyleyen araştırmalar bulunmakla birlikte, her iki üretim tekniği ile üretilen lamina ve diğer restorasyonların uyumu arasında herhangi bir fark olmadığını bildiren çalışmalar da mevcuttur.

Dental zirkonyum ile e.max arasında fark var mı?

Dental zirkonyum (zirkonya) ile e.max arasındaki en büyük farklılıklardan biri, dental zirkonyumun (zirkonya) kırılma dayanımının, e.max materyalinden daha fazla olmasıdır. Diğer önemli farklılık ise, e.max materyalinin ışık geçirme özelliklerinin hala dental zirkonyumdan (zirkonya) daha fazla olmasıdır.

Ayrıca dental zirkonyum (zirkonya) ile lamina restorasyon yapmak mümkün değilken, e.max bloklar ya da ingotlar kullanılarak oldukça başarılı laminalar yapılabilir.

Metal destekli diş protezlerinin avantajları nelerdir?

Metal destekli porselenlerin 2 büyük avantajı vardır. Bunlardan birincisi, lityum disilikat ya da dental zirkonyum (zirkonya) gibi tam seramiklerle kıyaslandığında, maliyeti daha düşüktür. Metal destekli porselen kaplama ve köprülerin diğer önemli avantajı, dental zirkonyum (zirkonya) ve özellikle cam seramiklerden daha yüksek dayanıma sahip olmasıdır.

Dental zirkonyum (zirkonya) eğer altyapı olarak kullanılıyorsa ve üzerine bir dental porselen işlenip üretiliyorsa, zirkonya ile dental porselenin bağlantı dayanımı, metal altyapı ile dental porselen arasındaki bağlantı dayanımından daha düşüktür.

Yani, dental porselen, bazı nedenlerden dolayı, metal destekli seramiklerdeki metal altyapıya, zirkonyada olduğundan daha iyi tutunabilir. Dental zirkonyum (zirkonya) altyapı üzerine dental porselen işlendiğinde, dental porselenin zirkonyadan ayrılması özellikle kullanımın başladığı ilk dönemlerde oldukça fazlaydı.

Günümüze değin yaşanan gelişmeler, dental zirkonyum (zirkonya) ile dental porselen arasındaki bağlantı gücünü arttırmıştır ancak yine de metal destekli seramiklerde, metal altyapı ile dental porselenin daha kuvvetli bir bağlantıya sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Gece protezimi çıkarmalı mıyım?

Hareketli diş protezi, sabit protezler gibi kullanılamazlar. Hareketli protezlerin bir kısmı ya da tamamı yumuşak mukoza üzerine yerleşirken, sabit protezler dişlerin ya da implant desteklerin üzerine yerleşirler.

Yumuşak dokuların sağlığını koruması, sadece mikroorganizmaların mümkün olduğunda uzak tutulmasıyla sağlanamaz. Üzerine hareketli protezin yerleştiği yumuşak dokuların sağlıklı kalabilmesi için, kanlanmasının devam etmesi son derece önemlidir. Tüm dokularda kesintisiz ve sağlıklı bir kan akışı, dokuların yenilenmesine, başka irritanların oluşturduğu yan etkilerin yine doku tarafından giderilebilmesine olanak sağlar.

Hareketli diş protezleri ağız içine yerleştiğinde, çiğneme ya da yutkunma gibi işlevler dışında çok az da olsa, mukoza adı verilen dokulara baskı uygularlar. Bu baskı, günün belirli saatlerinde protezler ağızdan uzaklaştırıldığında önemsizdir ve mukozanın sağlığını tehlikeye atmaz.

Yapılan çalışmalar, diş protezlerinin her gün 8 saat boyunca ağızdan uzaklaştırıldığında, mukoza 8 saat boyunca bu şekilde dinlendirildiğinde, iyi yapılmış hareketli protezlerin herhangi bir problem oluşturmadığını göstermiştir.

Hareketli diş protezi yerleştiği mukozanın dinlendirilmesi için gerekli olan süre en iyi şekilde, uyku sırasında elde edilebilir. Uykudan hemen önce temizliği yapılmış hareketli protezlerin çıkartılması ve protezsiz bir şekilde uyunması, hareketli protez kullanan hastalarda, mukozanın sağlığının korunması için yeterli olacaktır.

Güncelleme Tarihi: 21.08.2022
Hakkımızda
Editör
Dentilera
Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği
Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.
Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurunuz.

UZMANLIKLAR

Kliniğimizde, tüm tıbbi uygulamalarda ilk kaide olarak kabul edilen ve Latince ‘primum non nocere’ kelimesinin Türkçe karşılığı olan ‘önce zarar verme’ anlayışıyla, hastalarımızın ve yakınlarının, hala devam etmekte olan pandemi sürecinde zarar görmemesi amacıyla, arttırılmış hijyen önlemleri uygulanmaktadır.

Tüm Uzmanlıklar
Hakkımızda Hakkımızdaİletişim İletişim Whatsapp
HakkımızdaDentileraAğız ve Diş Sağlığı Polikliniği
+90501 321 9091
Web sitemizin kalitesini artırmak ve istatistikler oluşturmak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Devam etmeniz halinde çerez kullanımına izin verdiğinizi kabul edeceğiz.
Kapat